‘Ad hominem’

Latince bir deyim.

Karşı tarafın ileri sürdüğü bir iddiaya cevap verirken iddiayı eleştirmekten ziyade iddia sahibine saldırılması manasına gelir.

Katılmadığımız görüşleri eleştirmeye başladığımızda sıkça düştüğümüz bir durumdur.

Her 1 Mayıs’ta ‘Taksim meydanı kutlamaları’ meselesi gündeme geldiğinde de ad hominem satırlar ve görüşler savrulur.

Karşı tarafın ileri sürdüğü iddiaları anlamak, cevap vermek yerine bir taraf cop ve kalkanlarla meydana yığılan polisin arkasında, diğer taraf ise sapan ve taşlarla cephede boy gösteren illegal sol grupların yanında yer alırlar.

Bir taraf güvenliği öne sürerek bu etkinlikleri yasaklarken diğer taraf zurnanın zırt dediği yerden dalar mevzuya.

Oysa objektif bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde karşıt iddiaların haklı olduğu noktalar var.

İktidarların öne sürdüğü en mutlak gerekçe hep güvenlik olmuştur.

İyi de bu meydanda her yılbaşı gecesinde etkinlikler düzenlenmiyor mu?

Düzenleniyor.

Her yılbaşında ellerinde içki şişeleriyle yüz binlerce insan bu meydana akın etmiyor mu?

Ediyor.

Bu kontrolsüz kalabalıklar içerisinde kendini bilmez yaratıklar en olmaz rezaletleri sergilemiyor mu?

Sergiliyor.

Efes Pilsen dahi Taksim Meydanında etkinlik düzenlemedi mi?

Düzenledi.

Alkolün su gibi aktığı, her türlü rezaletin yaşandığı zaman dilimlerinde Taksim meydanında bu tür etkinliklere izin veriliyor da; sendikalar, siyasi partiler, dernekler gibi kontrolsüz kalabalıklara nispeten otokontrol sistemi çok daha yüksek gruplara neden izin verilmiyor?

Cevap belli. Siyasi görüşleri iktidarda olmadığı için.

Aynı gösteri ve anma etkinlikleri Kadıköy meydanında, Bakırköy meydanında sorun olmuyor da Taksim meydanında neden eğreti bir gerginlikle her sene sorun olmaya devam ediyor?

CHP iktidarda olsaydı bu yasaklamalar söz konusu olacak mıydı?

Olmayacaktı.

Demek ki mevzu kamu düzeni ve güvenlik değilmiş.

Karşılıklı didişmenin temelini siyasi çekişmeler oluşturuyor.

Kaldı ki Taksim gibi Türkiye’nin en çok turist çeken meydanında ellerinde otomotik silahlarla polisler bile imaj erezyonuna sebep olurken, bir de bu görüntüye tomalar ve gaz bombalarını ilave ettiğinizde Suriye’den pek de farkınız kalmıyor.

Ne olması gerektiğini söyleyeyim de yanlış anlaşılmalara fırsat tanımayalım.

Elbette güvenliğin sağlanması gerek. Elbette kamu düzeni. Fakat bunu yaparken vitrin şehirlerinizde çevik kuvvet yerine üniforması farklı, turizm jandarması tadında yeni bir anlayışın ortaya konulması lazım.

Neyse…

Bizim tarafımızdan olaya baktığımızda durum net.

Hala solun 12 Eylül öncesinden ders almış olmasını ümit ediyoruz.

1977’nin 1 Mayısında Taksim meydanında öldürülen onlarca kişinin illegal sol grupların çatışması sonucunda öldüğünü biliyoruz. Zaten ölen insanlardan sadece 5’i silahla öldürüldü. Diğerleri Kazancı yokuşunda ezilerek vefat etti.

Ama bunu söylerken bile illegal sol gruplar içindeki derinleri gözden kaçırmaya niyetimiz yok. Hele bu olaydan 28 gün sonra, 29 Mayıs 1977’de Bülent Ecevit’e İzmir Havaalanında suikast girişimi sonucu emekliye sevk edilen Kara Kuvvetleri Komutanını hatırladıkça olayın apaçık ortada olduğunu düşünüyoruz.

Taksim meydanında sendikaların, emekçilerin, siyasi partilerin ya da komünistlerin anma etkinlikleri düzenlemesinde bir problem görmüyoruz. En azından ben ve çevremdeki pek çok Ülkücü bu konuda hemfikiriz.

Bizim problem olarak gördüğümüz şey, 12 Eylül öncesinde olduğu gibi hala derinlerle sıkı-fıkı ilişki içinde olan illegal sol örgütlerin olası provokasyonları.

Bırakın 12 Eylül öncesini, Gezi olaylarında MİT’in yönlendirmesi ile olayların 3. günü Taksim Meydanına inen pkk’lıları ve Beyaz Saray’a bayrak diker edasıyla Taksim Anıtına orak çekiçli çaput asanları hatırlamanızı istiyoruz.

Yine de sapla samanı birbirine karıştırmamak gerek.

Bırakın insanlar inandıkları gibi yaşasınlar. Bırakın insanlar size zarar vermedikleri sürece diledikleri yerde istedikleri gibi demokratik haklarını kullansınlar.

Devlet, kamu düzenini öne sürerek farklı düşünen insanların sokağa çıkmasını engellediğinde değil, farklı düşünen bu insanların eylemlerinde toplumun zarar görmesini önleyebildiği, en azından vuku bulacak herhangi bir olumsuz eylemi cezalandırarak tekrar etmesini engelleyebildiği sürece değerlidir.

Ama siz devlet olarak pkk ile görüşecek, işinize geldiğinde illegal sol örgütleri yönlendirecek, çarşılarda, otobüslerde insanları diri diri yakarak öldürenleri affedeceksiniz. İnsan onurunu, demokrasiyi, barışı, kardeşliği katledenlerle, uyuşturucu kaçakçısı, kara para aklayıcısı bir örgütle yol haritaları hazırlayacaksınız.

Sonra da toplumun huzuruna çıkıp kamu güvenliğini ve kol kola hareket ettiğiniz bu küçük azınlığı bahane ederek büyük çoğunluğun demokratik hakkına engel olacaksınız.

Yesinler sizin kamu güvenliğinizi.

150 yıl önce Chicago’da ölen 3-5 yanki için 1 Mayıs mı?

Soma’da yitirdiğimiz yüzlerce işçi için 13 Mayıs mı?

Bu ise farklı bir tartışma ve ayrı bir yazı konusu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.