1 Kasım seçimlerinde Yüksek Seçim Kurulu’nun açıklamış olduğu kesin sonuçlara göre Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), malum olduğu üzere % 11,90 oy oranı diğer bir deyişle 5.694.136 kişinin “evet” tercihini elde etmiştir.

Seçimin hemen ardından gerek MHP’nin içinden gerekse MHP’nin dışından bir çok kişi Devlet Bahçeli’nin istifa etmesi gerektiğini alçak ve yüksek sesle dile getirmişlerdir. Bu dileklerin dört bir taraftan hücum etmesi üzerine Sayın Bahçeli, twitter hesabından yaptığı bir açıklama ile kendisini savunmuştur.
Kendisi hakkında ileri geri değerlendirmede bulunanları; turunçgiller, yatlarda keyif çatanlar, gazete köşelerinde yer tutmuş zavallılar, kronik MHP hasımları diye tasnif ettikten sonra saydığı bu sınıfların hepsini “Türk düşmanı” nitelemesiyle tek bir çatı altında toplamıştır.
Devamında da “BOP’a evet desem, küresel ablukaya ses çıkarmasaydım benden iyisi olmazdı. Harama göz yumsam, hıyanete göz kırpsaydım baş tacı edilirdim. Ya da çözülme dediklerinde durmayın daha da çözün, bölün, Türklüğü yok edin, Türkiye’yi parçalayın deseydim el üstünde tutulurdum. Türk milletini 36’ya ayırdıklarında yetmez,ama evet; milliyetçiliği ayaklar altına aldıklarında hayaldi gerçek oldu deseydim mesele olmazdı.” diyerek; saydığı bu kişilerin hoşlarına giden tavrın aslında ne olduğunu belirtmiştir.
Devlet Bahçeli’nin bu sözleri, o günlerin gürültüsü patırtısı arasında kayboldu gitti. Sadece bu sözleri değil bunların ardından söylediği sözler de, henüz üzerinden bir kaç hafta geçmiş olmasına rağmen bugünlerde pek hatırlanmıyor. O da şudur ki; “Bizi görmek isteyen yüzdelere değil yüzlerden hilal gibi parlayan nurlu çehrelere baksınlar…Biz oranlarda değil onurlu ve omurgalı yüreklerde saklıyız. Kuşatma zalim olsa da, onu yaracak ülkücü duruş, tarihi dokunuş damarlarımızdadır. Bu damar rüşvet, zillet, hezimet damarı değil; ahlakın, aidiyet şuurunun, bozkurt gibi kalkışın ve Türklüğün zafer müjdesinin eseridir.” diyerek kendisinin ve davasının destekçilerini tarif etmiştir. İsterseniz gelin Sayın Bahçeli’nin bu sözlerini ve ardından söylediklerini yorumlamaya çalışalım.
Bu defa sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim ve en son aktardığımız sözlere dayanarak diyelim ki: “MHP’nin hedefi iktidar olmak değildir.” Bu 7 Haziran seçimleri için de böyleydi 1 Kasım seçimleri için de. Bu bir gerçektir ve kabul edilmesi güçtür.
Günümüzde halk arasında genel bir söylem kabul görmektedir. Bu söyleme uygun olarak; mevcut olan her siyasi parti, seçime “tek başına iktidar” hedefiyle giriyor. Söyleyenlerinin bile inanmadığı bu slogan, mecburen hemen her genel başkan tarafından da dile getiriliyor. Seçim barajını aşmayı başaran siyasi partilerin bu sloganı kullanmaya nispeten hakları vardır. Diğer partiler içerisinden bunu “hedef” olarak halka sunanlara ise halk ancak gülüp de geçer. Bana sorarsanız, “tek başına iktidar” her siyasi parti için bir “hedef” değil belki bir “temenni” olabilir.
MHP için de 1 Kasım’da durum böyleydi. Tek başına iktidar temennisiyle girilen bu seçimlerde hedef çok farklıydı. “7 Haziran seçimlerindeki oy oranını mümkün mertebe muhafaza etmek.” Seçimin “kırmızı çizgisi” ise bambaşkaydı: “Baraj altında yani Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) dışında kalmamak.”
Devlet Bahçeli ve MHP yönetimi bu gerçeği gayet iyi bir şekilde tespit etmişlerdir. Dolayısıyla her ne kadar siyasi söylem gereği bunu dile getiremeseler de, çeşitli yollarla yaptıkları açıklamalardaki satır aralarında bu gerçeği bizlerle paylaşıyorlar.
Devlet Bahçeli’nin yukarıdaki sözleriyle bunu pekala kanıtlayabiliriz. Sayın Bahçeli bizce mealen diyor ki; Biz zalim bir kuşatmanın altındayız. Bu kuşatmanın yarılabilmesi için iki unsur gerekmektedir. Birincisi “ülkücü duruş”, ikincisi “tarihi dokunuş.”
Ülkücü duruş damarından kastedilen rüşvet (iktidara gelmeyi kolaylaştıracak ve çabuklaştıracak mal veya para), zillet (iktidara gelmek uğruna hor görülmeyi ve aşağılanmayı kabul etmek) ve hezimet (iktidar için bugüne kadar savunulan değerlerden vazgeçmek) damarı değildir; bilakis ahlakın (iktidara gelmek için doğru yoldan yani uyulması gereken kurallardan şaşmamak), aidiyet şuurunun (bugüne kadar bağlı olunan değerleri unutmadan), bozkurt gibi kalkışın (doğru vaktin gelişine kadar sabırla bekleyip, vakti geldiğinde birlik halinde ve rehber peşinde hareket ederek) ve Türklüğün zafer müjdesinin (Türklere ait nitelikler ile başarı kazanılabileceğinin sevindirici bir haberi) eseriyle ortaya çıkan bir damardır. Bu damara sahip olan kişiler; onurludurlar, karakter sahibidirler ve yüreklidirler. Bu kişilerin sayısını öğrenmek isteyenler seçim sonuçlarına bakmasınlar. Bu kişileri yüzlerindeki ay gibi parlayan nurdan tanıyabilirsiniz.
Kuşatmanın yarılabilmesi için gereken ikinci unsur ise “tarihi dokunuş”tur ki; günümüzdeki mevcut şartlar, yukarıda tarifi yapılan ülkücü duruş damarının iktidara gelebilmesine şimdilik imkan vermemektedir. Diğer bir deyişle; içinde bulunduğumuz tarihsel süreçte, MHP’nin doğru yoldan sapmadan iktidara gelmesi mümkün değildir.
İşte bu durumda Sayın Bahçeli daha seçimlerden önce, önünde duran iki ana seçenekten yani “iktidara gelmek” ve “doğrudan sapmayıp iktidara gelememek” seçeneklerinden ikincisini tercih etmiştir. Maalesef, üçüncü bir seçenek olarak öne sürülebilecek olan şeyin yani “mevcut şartlar altında doğrudan sapmayarak iktidara gelmenin” bir yolu bulunamamıştır.
Peki bu iyi bir şey midir? Yapılan tercih doğru mudur?
MHP’nin içinde bulunduğu ve bizim açıklamaya çalıştığımız hal, iyi veya kötü diye tarif edilebilecek bir durum değildir. Kaldı ki “doğrudan sapmamak” diye zikrettiğimiz husus da çok hassas bir şeydir. Çünkü günümüzde, kadim doğruların (sırat-ı müstakim) yanısıra artık herkesin kendine göre bir doğrusu mevcut. Bir takım kişiler, belki bir akıl yürütmeyle ya da filozofik bir bakış açısıyla kadim doğrulara zıt olan kendi doğrularına ulaşabiliyorlar. Dolayısıyla yapılan bu tercih, kimilerine göre iyi kimilerine göre kötü diye de tanımlanabilir. Ama bizce iki şekilde de tanımlama çalışmaları beyhudedir.
Uzun lafın kısası MHP yönetimi, başarılı olmaya çalışmaktadır. Fakat yapmaya çalıştıkları şey deveye hendek atlatmak gibidir. Bu durum da bir hayli zaman almaktadır. Dolayısıyla MHP’lilerin endişe etmesi gereken şey, 1 Kasım’da % 11,90 oy almış yani Türkiye’nin 3. büyük siyasi partisi olmuş olmak değildir. Koyulan hedefe uygun olarak bakılması gereken şey, yoldan sapılıp sapılmadığıdır. Zira günümüz Türkiye’sinde, Türk-İslam çizgisinden sapmadan iktidara gelmek hedefiyle kim siyaset yaparsa yapsın zaten ülkenin 2. büyük siyasi partisi konumuna gelemezdi.
Bu durum CHP’nin de yaşadığı tarihi bir gerçektir. Kemal Kılıçdaroğlu, büyük ümitlerle selefinin makamına gelmiş, parti içinde ve dışında açılımlar yapmış ve fakat her ne yaptıysa oy oranını belli bir seviyeden yukarıya çıkaramamıştır. Bu durum tarihin bir cilvesidir.
Sorulması gereken soru şu olabilir. Bu harcanan zamanın sonunda doğrulardan sapmadan iktidara gelmek mümkün olacak mıdır? İşte asıl endişe edilmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken şey budur. Bu soruya Sayın Bahçeli’nin verdiği cevap ortada: “İmanımdan nasıl şüphe etmiyorsam, ülkülerimin şafağına, ülkemin mutlu ve huzurlu yarınlara ulaşacağından da o denli şüphe etmiyorum.”
Harcanan zaman kısaltılabilir mi? Devlet Bahçeli’nin deyimiyle; kendisine “umut bağlamış mazlum milyonlar”ın uğradığı zulüm, savunulan kutsal değerlerden taviz vermeden daha çabuk nasıl sona erdirilebilir?
Benim naçizane tavsiyem; Devlet Bahçeli’nin görevini devretmesini isteyen değerli adaylar, öncelikle bu soruların cevaplarını sunmalıdırlar. Eğer hakikaten mevcut MHP yönetiminin bulamadığı üçüncü yol bulunabilmişse, bunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde milliyetçi-ülkücü iradeye açıklamalıdırlar. Zira Sayın Bahçeli, “şahsen milliyetçi-ülkücü iradenin tertemiz vicdan ve iradesine güvenir, ondan başkasını tanımam.” diyor. Dolayısıyla bu üçüncü yol, hem milliyetçi-ülkücü iradenin güveninin kazanılmasına hem de iktidar olmaya vesile olacaktır. Bu sebeple bulunan çarenin kuvveti de aynı zamanda müstakbel genel başkanın bizatihi kuvveti olacaktır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Abdülhamit Karaca 1 yıl önce

bu güne kadar helede bu sitede okuduğum bilgiye ,tecrübeye;birikimlere,tarih şuuruna dayali,vicdanli,imanli ufku geniş münevver bir aydin yazarin, imanli ve samimi bir ükcünün ilk yazı olmas vesilesiyle sana cani gönülden teşekürlerimi sunuyorum sayin dr.tuğrul bey.rabbim senden razi olsun.bu yönde herkesi aydinlatici ve yapıcı,yunus vari yazilarini bekliyorum.selam ve muhabbetle.ttk

Avatar
mustafa kara 1 yıl önce

genel başkan,sandık kurup,ilçelerdeki üyeler arasında referanduma gitse,üyelere sorsa değişimi,mükemmel olur.işte o zaman kimsenin konuşmasına gerek bile kalmaz...

Avatar
Mehmet DEMİR 1 yıl önce

lider kitleleri peşinden sürükleyebilen,sevk ve idare edebilendir,müritlerin şeyh uçurduğu ülkelerin hali ortadadır,partinin liderlik sıkıntısı çekeceyini düşünmüyorum,sorunun kişiler deyil,atalet sorunu olduğunu,tabana inememe,yerele hitap edememekden kaynaklandığını görmek gerekiyor,statüko ve payanda siyaseti 1 kasımda iflas etmiştir,deyişim kaçınılmaz,bize göre mesele parti meselesinden ziyade memleket meselesidir,ülkesini ve partisini seven her sorumlu vatandaş,delege ve yöneticilere ağır bir sorumluluk düşüyor,kuzgunlar havada geziniyor devlet beyi̇ bi̇ öksürük tutmuş i̇ki̇ lafi bi̇r araya geti̇remi̇yor,ülkeni̇n bu hali̇ni̇n tek sorumlusu akp deyi̇ldi̇r,akpye payanda olanlarda vebal altındadır

Avatar
Tuğrul ARIK 1 yıl önce

bu yazı, planlamış olduğumuz yaklaşık beş bölümlük bir yazı dizisinin ilk bölümü olarak kaleme alınmıştır, yazı dizisi boyunca sayın devlet bahçeli'nin zihni yapısı incelenmeye çalışılmıştır ve bu ilk bölümde de bahçeli'nin zihni yapısına göre; söylemiş olduğu sözlerin nasıl yorumlanması gerektiğine dair bir örnek sunulmuştur.

Avatar
mustafa 1 yıl önce

bu yazı nasıl bir yazı Allah aşkına. mevcut delegelere güvenmeyen bir genel başkan ülkücü iradeden bahsedebilir. sayın yazar ülkücüleri abdal mı sanıyorsun. yazıklar olsun

Misafir Avatar
mustafa kara 1 yıl önce @mustafa

ilçe,il ve g.merkez delegeleri adaletli bir şekilde seçilmişlerse o partide sorun olmaz,kimse de ileri geri konuşmaz...

Beğenmedim! (2)
Avatar
hasanalp 1 yıl önce

soruyorum yukarıdaki yazılanlar ile 7 haziran seçim sonuçları sonu yapılan açıklamanın ne alakası var. koalisyon seçenekleri önümüze gelsin görüşürüz diyerek halkın gazını almak sayın liderin aklına gelmemiş idi. o siyah çanta koalisyon görüşmesinde 1 aydan fazla zaman sonra açıklanmasının anlamı ve gerekçesi neydi

Avatar
siloo 1 yıl önce

defolup gitsinler babalarının tapulu malı değil genel başkanlık koltuğu..bayrak değişimi elzemdir..zorunludur

Avatar
Mehmet DEMİR 1 yıl önce

bu ve benzeri ajitasyonlar ve ayak oyunları sizi yüceltmez haklı kılmaz onur ve haysiyet kazandırmaz,deyişim kaçınılmazdır,parti yönetimi olarak kendi iradenizle seçimli olağanüstü kurultayı toplar ve ülkücü iradeniz kararına saygı gösterirseniz kelle durumundan kurtulmuş olursunuz,mesele kişilere bağlanamayacak kadar önemlidir,harekette liderlik vasıflarına haiz nice insanlar vardır,ülkenin geldiyi halin tek sorumlusu akp deyildir ona payanda olanlarında vebali vardır,biz ülkücü irade olarak bizim irademizi ve gücümüzü iktidara payanda edenlerle birlikte hareket etmeyeceyiz